İstanbul Kültür Sanat Vakfı tarafından düzenlenen 11. Uluslararası İstanbul Bienali, kapılarını 12 Eylül Cumartesi günü sanatseverlere açtı.. 8 Kasım’a kadar gezilebilecek İstanbul Bienali, İstanbul’u dünya sanat çevrelerinin ilgiyle izlediği bir sanat platformuna dönüştürecek. İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'nın 2009 ve 2010 yılı boyunca desteklediği İstanbul Festivalleri arasında yer alan İstanbul Bienali sergileri 2 ay boyunca Pazartesi günleri hariç her gün 10.00–19.00 arasında gezilebilecek.
11. Uluslararası İstanbul Bienali; WHW / What, How & for Whom (Ne, Nasıl ve Kimin İçin) küratörlüğünde; Antrepo No.3, Tütün Deposu ve Feriköy Rum Okulu’nda 40 ülkeden 70 sanatçı ve sanatçı grubunun 141 projesine ev sahipliği yapacak. Bienal, başlığını Türkçe'ye "İnsan Neyle Yaşar?" olarak çevrilen "Denn wovon lebt der Mensch?" adlı şarkıdan alıyor. Bu şarkı Bertolt Brecht'in Elisabeth Hauptmann ve Kurt Weill ile birlikte tam 80 yıl önce yazdığı Üç Kuruşluk Opera adlı oyunun ikinci perdesinin kapanış parçası.
Normalde ayda bir geldiğim İstanbul’a bu sefer hiç istemeyerek geldim. Haftalardır süren gerilimden, kriz beklentisinden, toplu cinnetlerden korkarak. İş için şart oldu diye geldim. Hiç özlemediğimi zannederek... Yanılmışım. Meğer yine çok özlemişim İstanbulumu. İçerden yaşamak dürbünle bakmaktan farklıymış. Her şeye rağmen çalışan, didinen, kriz yaratmadan, ‘kişisel ve siyasi’ darbelerden medet ummadan var olmaya çalışan insanlarla beraber oldum. Armada Otel’e iner inmez, yine‘evime geldiğimi’ hissettim. Züppe hiç bir şey yok bu otelde. Ne fazla, ne eksik bir dekor, mis gibi ve sade odalar, şahane manzarayla otantik yemekler, sıcak karşılama. Lobideki kaplumbağalar, kahvaltı hırsızı martılar ve terasa karşı hoplayan yunuslar bile tanıdık.
ÜÇ LİRAYA BALIK EKMEK
Bu sefer bir de sürpriz var otelde: Yapı Kredi salonunda açtığı Mayıs 68 sergisi için Türkiye’ye gelen büyük üstad Güneş Karabuda. Çocuklarıma torun muamelesi yapışındaki zarafet, görmüş geçirmişliğindeki bilgelik, dünyanın en büyük sanatçılarını, siyasetçilerini, gazetecilerini tanımış olmanın verdiği derinlik, muzip gözlerindeki mizah.
Ve ardından işten kaçıp yaptığım iki günlük turist programı. Övündüğüm çok az şeyden biri, Topkapı Sarayı’nı çocuk milletine bir masal sarayı gibi gezdirmek. Sultanlar, padişahlar, şehzadeler, savaşlar, ganimetler, hazineler, vezirler hakkında yarı uyduruk, yarı gerçek hikayeler anlatmak. Çocuklarım burayı ve Yerebatan Sarnıcı’nı üçüncü defa gezdiler, akıllı sorular sorup ayrıntıları yorumladılar. Köprüaltı'nda üç liraya balık ekmek yemeyi züppe kafelerdeki İngilizce isimli yemeklere tercih ediyorlar. Bilmem ne marka zımbırtı değil, dünyayı gezme hayalleri kuruyorlar. (Umarım ergenlikte değişmez.)
TARİHİ YARIMADAYI GEZİN
Türkiye’yi çok özlüyorlar. Ama her yere bayrak asılmasına (Fransa’da Fransız bayrağı nadir görülür) Paris’te görmedikleri alışveriş merkezi gezintilerine, tanımadıkları büyüklerin kendilerine dokunmasına, (Fransa’da pedofil yerine konmadan başkasının çocuğunu öpüp mıncıklamak zordur) daha havaalanında Türkçeyi hatırlamalarına şaşırıyorlar. ‘İstanbul Paris’ten çok daha güzel anne’ diyorlar durmadan. Haklılar galiba.
Karamsarlığa kapıldığınızda hemen tarihi yarımadayı gezin. Dünyanın en güzel şehrinde yaşadığınızı hatırlayın. Krizcilere, darbecilere, ebedi pesimistlere kapılıp kenti unutmayın. İstanbul hep İstanbul."
Sedef Ecer- STAR Gazete ****************************** Armada notu: Güneş Karabuda'nın II. Dünya Savaşı sonrasında Batı Avrupa'da gerçekleşen en güçlü sosyal başkaldırı hareketine tanıklık eden "Duvarların Dili: 40. Yılında Paris-Mayıs 68, Güneş Karabuda Fotoğrafları" sergisi, 25 Nisan - 16 Mayıs 2008 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek ! Adres: Yapı Kredi Kültür Merkezi, İstiklal Caddesi, No: 161-161A, Kat: 1 Beyoğlu, İstanbul, Açık olduğu saatler: Hafta içi 10:00 - 19.00, Cumartesi: 10:00-18:00 / Pazar: 13:00 – 18:00- Kaçırmayın!
Armada'nın Emektar 0321-H Mercedes Benz Otobüsüne "İkinci Hayat"
Armada’nın 1997’de restore ettiği “İstanbul’un en eski Mercedes Benz otobüslerinden biri” 10 yıl sonra, şeker pembeli, mavili yeni yüzüyle yeniden İstanbul trafiğinde... İstanbul kültürünü yaşatmayı bir kurum felsefesi olarak hizmete girdiği 1994’den beri benimseyen ve uygulayagelen Armada Otel, bu bağlamda 1997 yılında “İstanbul’un en eski Mercedes otobüslerinden biri”ni, bir “0321 H Mercedes Benz”i bulmuş, onarmış ve kullanıma sokmuştu!
Turizm dünyasında ‘50’li yılların “Mercedes Benz” otobüslerini benzerlerinden ayırdeden özellik de şuydu: Bu otobüslerde dönemin toplu taşıma teknolojisinde bir yenilik olarak motor önden alınıp, arkaya koyulmuş, böylece daha iyi bir ses izolasyonu sağlanmıştı. Öte yandan artırılmış ısı yalıtımı ile sağlanan konfor da üzerine eklenince bu otobüsler, trenle başlayan ve sabit noktalar arasında seyreden turizm hareketini gölgede bırakmışlardı... Aynı otobüs, 1950 – 1970 yılları arasında, İstanbul’da sehir içi ve şehirlerarası toplu taşımada ve turizm turlarında kullanılmıştı.
Armada’nın 1997’de bu otobüsü bulup restore ederek kullanıma sokması, eski İstanbul tutkunlarının, özellikle yerli yabancı '50 kuşağının, gençlik anılarını canlandırması, meraklıları için de geçmişe tanıklık yaratması bakımından bir sevinç kaynağı olmuştu. (Şu bağlantıda da Türkiye’deki meraklılarının “Wow Türkiye” forumunda 2006 yılında yeniden konu ettiği Armada’nın 0321-H Mercedes’inin öyküsü var: http://wowturkey.com/forum/viewtopic.php?t=22859&start=0) 0321-H, orijinal kemik direksiyonu, yolcu bagaj fileleri, yuvarlak hatları, ve tarihi yarımadada her yere girip çıkmasına elverişli boyutları ile Türk basınında da geniş çapta yer almıştı. Haberler Mercedes’in Almanya’daki merkezinin kulağına kadar gidince, olayı bir de yerinde görmek isteyen firma, Armada’ya bir ekip göndermiş ve otobüsün gerçekten çalışıp çalışmadığını, tarihi surların altından geçip geçemediğini saptamak amacıyla bir şehir turuna çıkmıştı. Aynı ekip, Almanya’ya dönünce bu konuyu uluslararası dağıtımla yayınlanan Mercedes Dergisi’nde haber konusu yapmış, otobüsü de Avrupa'da, "kendi türünün yaşamını trafikte profesyonelce sürdüren tek örneği" ilan etmişti...
Armada’nın emektar otobüsü o tarihten 2007’ye kadar neler gördü neler geçirdi... Dili olsa da anlatsa! Düğün alaylarını, gezginleri, İstanbulseverleri taşıdı durdu, reklamcılara ve film yapımcılarına set oldu, ama hiç sesini çıkarmadan, “arıza yapmadan” hep çalıştı...
Ne var ki, 1997’den 2007’ye kadar geçen 10 yıl içinde emektar otobüs de yaşlandı yeniden. Gençleşmek, onarılmak, yeniden güzelleşmek istedi. Artık bilgi çağına da erişmişti. Bu yüzden emektar “0321-H”a yapılacak “ikinci estetik operasyon” için Internet’in sağladığı olanaklar aracılığıyla ve koleksiyonculara ulaşılarak, en albenili görüntüler arandı. Öncelikle o dönemde kullanılan renkler ve desenlerin uygulama örnekleri bulundu. Daha sonra ilk restorasyonda yapılmış olan hatalar giderilerek yeniden ve aslına % 80-90 oranında sadık kalınarak restore edildi. Renklerde ise 1950’lerde turizm toplu taşımacılığında kullanılan “şeker” renkler, pembe ve mavi tercih edildi.
İşte “İstanbul’un en eski Mercedeslerinden biri”nin Armada koruması altındaki 10 yıllık ikinci yaşam öyküsü... Şimdi o yeni yüzüyle ve yepyeni altyapısıyla bakalım daha kimleri mutlu edecek...
Not: Yarın (7 Temmuz Cumartesi) sabah 11.00'de, Habertük TV'de Hakan Çelik'in canlı programında otobüsün öyküsünü yeni çekilmiş bir film eşliğinde izleyebilirsiniz!
"Gazete İstanbul", İnternet üzerinden, İstanbul'la ilgili görüşlerin yazıldığı maddelerden oluşacak ve 1 milyon maddeyle 2010'a kadar tamamlanacak İstanbul Sözlüğü'nü katkılarınıza açtı!
Bugünkü Cumhuriyet Hafta Sonu eki'nde Zuhal Aytolun'un haberi:
İstanbul böyle bir sözlük görmedi
Öznel olması dolayısıyla canlı ve yaşayan bu İstanbul sözlüğünün örneği, dünyada başka hiçbir kentte yok...
Doğal ve tarihi güzellikleriyle, özgürlük çağrışımıyla hem çok kalabalık olabilen hem de yalnızlığın en derinlerde yaşanabileceği bir kent İstanbul. Adına şarkılar, şiirler, romanlar yazılan bu kentte, örneği pek fazla olmayan tek kişilik bankla da izlenebilir şehrin güzellikleri, kalabalık mı kalabalık İstiklal Caddesi'nde de... Doğal güzellikleri gün geçtikçe tahribe uğrayan, ama yine de yaşayanlara ihanet etmeyen, trafiğiyle ve karmaşasıyla yoran ama kendisine de aşık eden bu kent, milyonlarca hayat hikayesi barındırıyor içinde... İstanbul'u farklı algılayışlarla yaşayanların ağzından, kaç hikaye, kaç anı dinleyebilir insan, kimbilir? İşte bu sorulardan yola çıkarak, 2010'a kadar 1 milyon maddelik canlı bir İstanbul sözlüğü oluşturmak için çıkmış yola bir kaç idealist ve İstanbulsever. Proje Koordinatörü Ömer Asansözlüğün ortaya çıkış sürecini şöyle anlatıyor:
"İstanbul sözlüğünü, canlı sözlük yapabilir miyiz düşüncesiyle başladık çalışmaya. Şöyle ki; her isteyen İstanbulla ilgili bir madde yazsın, görüşünü belirtsin ve içine kendisini de katsın, daha sonra eklenecek maddelerde de aynı üslup devam etsin istedik. Bir nevi sözlü tarihi, canlı sözlüğe çevirebilir miyiz düşüncesi bizi harekete geçirdi."
Asan "İstanbul Sözlüğü"nü yayına açmadan önce neler yapıldığını şöyle anlatmış Aytolun'a:
"Kentlerin sözlükleri var mı diye çok araştırdık ancak bu kadar kapsamlı bir çalışmaya rastlamadık. Hiçbir kentin böyle bir sözlüğü yok. Hazırlanacak İstanbul sözlüğünün önemli bir diğer özelliği de dünyada ilk oluşu. Hedef öncelikle 2010. Ancak yetişmezse de yüzbinlerce maddenin olduğu bir sözlük çıkacak ve yine de internetten maddelerin kaydına devam edilecek. '2010 Kültür Başkenti İstanbul' için de başvuru kitabı olması özelliği taşıyacak. Sadece yazılar değil, fotoğraflar da gönderilebiliyor. 'Yaz gönder çek gönder' linkine İstanbul fotoğraflarını göndermek yeterli."
Bu Sözlük, proje sahiplerinin İstanbulla ilgili ilk çalışması değil. Daha önce, Heyamola Yayınları olarak "Ömür Biter İstanbul Bitmez" adında bir kitap hazırlamışlar. Eray Canberk ve Rüknü Özkök , İstanbul sokaklarını tek tek gezerek, kaldırım taşları, çeşmeleri ve evleriyle İstanbul'u yazmış.
Benim bu kente bir borcum var!
35 yıldır yaşadığı İstanbul'u, küreselleşmenin başkenti olarak tanımlıyan Asan: "Buraya gelen her şey, Türkiye'nin dört bir yanına yayılıyor ve kullanılıyor, o da yetmiyor, Ortadoğu'ya ve Asya ülkelerine yayılıyor. Çocuk yaşta geldiğim ve yetiştiğim bu kentte, eğer varsa bir birikimim ve şekillenmiş bir kimliğim, bunları bana İstanbul kattı. Bu seçkin kente ne kadar kötülük ettiysek de o bize kötülük etmiyor. Benim bu şehre bir borcum var." diyerek "Gazete İstanbul"a nasıl varıldığını anlatmış. Genel Yayın Yönetmenliğini Ethem Yüksel'in yaptığı Gazete İstanbul, gönüllülerden oluşan bir ekip ve elden dağıtımla şu anda sadece Anadolu yakasında dağıtılıyor. Ama Internet üzerinde 24/7 erişime açık!